ikinci yarı

Ekran%20Resmi%202021-04-02%2022.28_edite
Pergamon Akropol Tiyatrosu. Fotoğraf: Yücel Tunca-2018
 

ANTİK DÖNEM

BERGAMASI'NDA

SEYİR PRATİKLERİ

Bergama denilince akla gelenler arasında Pergamon Akropolü ve Asklepion hiç kuşkusuz en başta yer alır. Antik dönemin baş döndürücü izlerini görebileceğimiz bu ören yerlerindeki ve hatta bunların dışında henüz kazıları tamamlanıp ortaya çıkartılmamış diğer tiyatrolar binlerce yıl öncesinin seyir pratiklerinin muhteşem mekânları olarak özel ilgiyi hak ederler. Bergama, on binlerce izleyiciyi bir araya getirebilen antik tiyatroları ile köklü bir seyir kültürünün de merkezi konumundadır.

Şimdi gelin, arkeolog Bülent Türkmen ile antik Bergama tiyatrolarının hikâyesini konuşup, bu seyir kültürünün antik çağdaki görünümünü hayal etmeye çalışalım ve o noktadan sıçrayarak çağdaş seyir pratiklerini araştırmayı sürdürelim.

DSLR makine_PNG.png

Pergamon Akropol Tiyatrosu. Fotoğraf: Yücel Tunca-2018

“Bergama’da mevcutta biri amfitiyatro olmak üzere dört tane antik tiyatro yapısı var. Pergamon Krallığı’nın var olduğu Hellenistik Dönem’de Pergamon Akropolü'nde bildiğimiz dik yapısıyla meşhur olan tiyatro bunlardan biri. Bizde ‘en’ ve ‘ilk’ler çok sevildiği için bu tiyatro oldukça meşhur. ‘En dik tiyatro bizde’ diye övünülür ama bu pek de iyi bir şey değil tabi. Çünkü oturma basamaklarının oluşturduğu kaveanın yarım daire formunda olmaması sahnedeki sesin dağılımını olumsuz etkileyecektir.

Bu tiyatronun kapasiteyi arttırmak amacıyla yukarıya doğru yayılmış bir yapısı var. Dik olmasından daha önemli bir başka özelliği sahnesi aslında. Portatif bir ahşap sahneye sahip. Halen daha o ahşap dikmelerin oturtulduğu yerleri görebiliyoruz. Dolayısıyla tiyatronun sökülüp takılabilen bir sahnesinin olması önemli bir özellik.  Eğimli araziye tiyatronun sahnesini inşa edebilmek için bir teras oluşturmak zorunluluğu doğmuş. Tiyatronun bu sahne terasının kuzey ucunda, şarabın, eğlencenin, tiyatronun tanrısı olan Dionysos’a ait bir tapınak var. Tapınağa gitmek için tiyatronun sahnesinin olduğu alandan geçmek gerekiyor. Tapınakta bir ayin yapılacağı zaman sökülen, tiyatro oynandığında tekrar kurulan ahşap sahne yapısı, 10 bin kişilik kapasitesi olan Pergamon kale tiyatrosunun en önemli özelliği.

MUSIC_PNG.png

Mystery

Onur Meriç Tunca

00:00 / 02:10

“Amfitiyatro ile ilgili Türkiye'de yanlış bilinen bir nokta var. Antik dönemde yapılmış olan bütün tiyatrolar için amfitiyatro terimi kullanılıyor. (...) Oysa birbirinden farklı iki forma sahip olan yapılardır bu tiyatrolar ve amfitiyatrolar."

Roma Dönemi’nde kent ovada yayılmaya başlıyor. Kale Tepesi diye adlandırılan ve Selinos Çayı’nın kıyılarına kadar Hellenistik Dönem’de genişleyen kent, Roma Dönemi'nde düz ovaya da yayılıyor. Kızıl Avlu, tiyatro, amfitiyatro, stadium, hamam gibi kamusal yapılar inşa ediliyor. Atmaca Mahallesi'ndeki tiyatro, amfitiyatro ve stadium yapıları eğlence kültürünün bu bölgeye kaydığını gösteriyor. Bugün bu bölgede Romanlar yaşıyor ve burada eğlence kültürünü devam ettiriyorlar…  Atmaca Mahallesi'ndeki her iki tiyatronun da bu yıla kadar henüz bir kazısı yapılmamıştı. Kazı çalışmalarına bu yıl (2019) başlanan amfitiyatro, Atmaca Mahallesi’nin hemen arkasındaki Telli Dere’nin üzerinde inşa edilmiş. Atmaca’daki bir diğer tiyatro ise aşağı kentte yer aldığı için bugün Aşağı Kent Tiyatrosu olarak adlandırılıyor. Bunlar muhtemelen Hadrianus (117-138) Dönemi yani MS 2. yüzyılın başlarında inşa edilmiş. Pax-Romana (Roma Barışı) dediğimiz savaşsız yüzyılda... Roma Dönemi’nden bugün ayakta gördüğümüz yapıların çoğu II. yüzyılın ilk yarısına, Traianus, Hadrianus dönemine denk geliyor.

Amfitiyatro ile ilgili Türkiye'de yanlış bilinen bir nokta var. Antik dönemde yapılmış olan bütün tiyatrolar için amfitiyatro terimi kullanılıyor. Bu, Türkiye’deki mimarlık fakültelerinde de, tiyatro bölümlerinde de böyle öğretiliyor maalesef. Oysa birbirinden farklı iki forma sahip olan yapılardır  bu

Bülent Türkmen. Fotoğraf: Yücel Tunca

press to zoom

Bülent Türkmen. Fotoğraf: Yücel Tunca

press to zoom

Bülent Türkmen. Fotoğraf: Yücel Tunca

press to zoom
1/2
DSLR makine_PNG.png

Bülent Türkmen - Bergama 2020

Fotoğraf: Yücel Tunca

00:00 / 04:25

tiyatrolar ve amfitiyatrolar. Amfi (Amphi) Yunanca’da,  karşılıklı iki şeyi anlatır. ‘Karşılıklı’, ‘ikili’ gibi bir anlama gelir Türkçe’de. Yarım daire veya at nalı formundaki tiyatroların aksine amfitiyatrolar yuvarlak ya da elips şeklinde bir forma sahiptir. Yani amfitiyatro dediğimizde Roma’daki Colosseum akla gelsin. Dolayısı ile Anadolu'daki antik kentlerdeki yapılar, amfitiyatro değil tiyatrodur. Antik döneme ait oldukları için de antik tiyatro demek daha doğrudur. İşte Bergama’da bahsettiğimiz yuvarlak forma sahip olan bir amfitiyatro var. Anadolu'da buradakinin dışında sadece iki yerde daha var. Biri Kyzikos’da (Erdek, Balıkesir), diğeri de Akdeniz bölgesinde… Onların pek kalıntısı yok, o yüzden formunu takip edemiyorsunuz. Ama Bergama'daki amfitiyatronun bütün çanağını, kaveasını görebiliyorsunuz. Bütünlüklü olarak Anadolu'da görebileceğimiz tek amfitiyatro olması nedeniyle büyük önem taşıyor.

(Bülent Türkmen ile yaptığımız birebir görüşmeden kısa bir süre sonra çeşitli yayın organlarında, Aydın’ın Nazilli ilçesi sınırlarındaki Mastaura antik kentinde bir amfitiyatronun bulunduğuna dair haberler yer almıştı. Basın kuruluşlarına yaptığı açıklamalarda, amfitiyatronun Anadolu’daki en iyi korunmuş örnek olduğunu vurgulayan Adnan Menderes Üniv. Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Sedat Akkurnaz, bin 800 yıllık yapının yaklaşık 100 metre çapa ve 360 derecelik oturma sıralarına sahip olduğunu belirtiyordu. 2020 yılında beş ay süren bilimsel çalışmalarla gün yüzüne çıkartılmaya başlanan yapının İtalya’daki Colosseum’un orta çaplı bir benzeri olduğu söyleniyor. - YT)

Berlin'deki Bergama Müzesi'nde bulunan Pergamon Akropolü maketi.
TLR makine_PNG.png

Berlin, Bergama Müzesi'nde

bulunan Pergamon Akropolü

maketi. (Maket: H. Schleif/

Yenileme: K. Stephanowitz)

Antik tiyatroların kapasitesi konusunda farklı fikirler var. Örneğin amfitiyatro için Ekrem Akurgal bir sayı söylüyordu ama biraz abartılı gibiydi. 50 bin gibi bir kapasiteden bahsediyordu. Ben de bir sayı söylesem o da yanlış olur. Bu yıl itibariyle başlayan çalışma biraz olgunlaşınca daha doğru bir bilgiye sahip olabiliriz. Aşağı Kent Tiyatrosu'nun da 20-25 bin gibi bir kapasitesi olduğu söyleniyor. Dediğim gibi bu söylediklerim, ölçümler tam olarak yapılıp ortaya konulmuş rakamlar değil. Çünkü bu ikisinde kazılar ya yapılmadığı ya da tamamlanmadığı için net bilgi yok.

Dördüncü olarak da Asklepion'un içerisinde çok daha küçük boyutlu bir tiyatro mevcut. O da 3 bin 500 kişilik. Onunkini biliyoruz. Diğerleri ile karşılaştırdığımızda daha küçük boyutta kalıyor. Şu anda da Bergama’da dönem dönem kullanılan tek antik tiyatro. Antik dönemden bir tiyatronun, 2000 yıl öncesine ait bir yapının halen kullanılıyor olması önemli.

Bu dört tiyatronun kapasitesini topladığımızda sayı neredeyse 100 bine yaklaşıyor. Biraz düşürsek bile, 70-80 bine ulaşan bir sayıdan bahsediyoruz. Ama bu şöyle anlaşılmamalı: ‘Bergamalılar tiyatro izlemeyi çok seviyordu, sürekli tiyatroya gidiyordu.’ biçiminde değil. Antik dönemde bugünkü festivaller gibi büyük festivaller yapılıyor. Olimpiyatlar gibi belli aralıklarla yapılan festivallerin yanı sıra, bağ bozumunda, baharın gelişinde, kentin koruyucu tanrıçası Athena'ya, tanrıça Demeter’e, krallara adanan bazı festivaller var. Bu festivallere sadece Bergama'da yaşayanlar gelmiyor. Civar kentlerden, Yunanistan'dan, adalardan, başka kent devletlerinden de katılanlar oluyor. Bu yüzden büyük kapasiteli yapılar yapılmış. Çünkü Bergama Roma'nın Anadolu'daki en büyük kentlerinden biri ki Roma'nın Anadolu'ya gelmesine sebep olan kent aynı zamanda. Roma'nın burada bu kadar çok yapı yapmasının sebeplerinden biri bu aslında.

DSLR makine_PNG.png

Asklepion Tiyatrosu. 

Fotoğraf: Yücel Tunca-2019

Asklepion tiyatrosu. Fotoğraf: Yücel Tunca

Bunlar dışında bugüne kadar tespit edilmiş üç tane de yine form olarak tiyatro formunda inşa edilen odeon dediğimiz yapılar mevcut. Bunlardan bir tanesi Gymnasium'un içinde; bir tanesi Diodoros Pasparos diye MÖ 1. yüzyılda, Bergama'yı yeniden canlandıran Roma'da konsüllük yapmış bir yönetici var, onun kahramanlaştırıldığı, ona adanmış bir Heroon'un içinde; bir de düzlükte İsmet İnönü Caddesi’nin İstiklal Meydanı’na yakın kısmında, sağda kocaman bir duvarının görülebildiği yer… Orası da üçüncüsüdür. Evlerin arasında sıkışmış durumda şu anda ama yukarıdan planı görülebiliyor bu odeonun. Odeon, müzik dinletilerinin yapıldığı yerlere verilen bir isim. Küçük yapılar olduğu için üzerleri kapatılabilir, dolayısı ile kışlık tiyatro gibi de kullanılırlar ama esas olarak müzik dinletilerinin yapıldığı yerlerdir. Küçük dememize karşın yer yer bin kişi kapasiteli yerler olduğunu da söylemek lazım. Bugün Bergama’da 350 kişilik bir tiyatromuz olduğu düşünülürse onların o kadar da küçük olmadığı anlaşılır. Odeonlar kış dönemlerinde Pergamon'un kendi iç dinamikleri kapsamında yapılan etkinliklerde kullanılıyordu muhtemelen. Gymnasium’daki odeon 1.000 kişilik bir kapasiteye sahipken, Diodoros Pasparos Heroonu’ndaki 120 kişiliktir. Aşağı kentteki odeon ise konutların arasında kaldığı ve bu yüzden incelenemediğinden kapasitesi şimdilik bilinmiyor.

İlk etapta sadece akropoldeki tiyatro vardı. II. Eumenes Dönemi’nde (MÖ 197-159) yapılmış bu tiyatro. Belki daha erken dönemde orada bir yapı vardı; onun üzerine yapıldığını söyleyen araştırmacılar da var ama bu çok net değil. Roma Dönemi’nde akropol tiyatrosunun tadilat geçirdiği de biliniyor. Asklepion'un içinde de yine Hellenistik Dönem’de yukarıdaki tiyatro ile aynı dönemde yapılmış bir tiyatro yapısı olduğu biliniyor ama Roma Dönemi’nde orası tamamen tekrar elden geçirildiği için daha erken döneme dair fazla bir iz bulamıyoruz.

Aşağı şehirdeki tiyatro, amfitiyatro ve Asklepion’daki tiyatro yapıldığında akropoldaki tiyatro da kullanılmaya devam ediyordu. Dolayısı ile aşağıdaki tiyatrolar kullanılırken yukarıdaki de kullanılıyordu. Belki şöyle bir şey olabilir: Yukarıdaki daha çok klasik dönem tragedyaları, hatiplerin konuşmaları ve toplantılar için kullanılıyordu. Çünkü tiyatrolar sadece tiyatro oyunları için değil başka etkinlikler için de kullanılmaktaydı. Roma Dönemi’nde revaçta olan gladyatör ve vahşi hayvan dövüşleri ise aşağı kentte inşa edilen amfitiyatroda, araba yarışları gibi oyunlar da stadion da yapılmaktaydı. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Üç tiyatro, bir amfitiyatro ve üç odeon, hepsi aynı dönemde kullanılmaktaydı. MS 2. yüzyılda hepsinin aktif olarak kullanıldığını söylemek mümkün.

“Aşağı şehirdeki tiyatro, amfitiyatro ve Asklepion'daki tiyatro yapıldığında akropoldeki tiyatro da kullanılmaya devam ediyordu."

“Bahsettiğimiz antik tiyatro sahnelerinde antik dönem tragedyalarının çoğu oynanmış."

MS 3. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan depremde Asklepion ciddi bir tahribata uğruyor. Orası o dönemden itibaren önemini yitirmeye başlıyor. Aşağıdaki iki tiyatronun, dediğim gibi, kazısı yapılmadığı için en son ne zaman kullanıldığına dair bilgimiz yok. Yukarıdaki tiyatro da biraz Bizans Dönemi ile birlikte gözden düşmeye başlıyor. Oralara kiliseler yapılmaya başlanıyor. Sahne kısmında bir kilise kalıntısı var mesela. Yukarıdaki Athena Tapınağı'nın olduğu alana, aşağı agoraya, Kızıl Avlu’ya da kilise inşa ediliyor.  4. yüzyılın son çeyreğinde Hristiyanlık’ın devletin resmi dini olmasıyla pagan ritüellerin yasaklanması sonrasında başlayan ve 6. yüzyıla uzanan süreçte önemini yitiriyor diyebiliriz tiyatro yapıları için. MÖ 776 yılında yapılmaya başlanan olimpiyatlar da Hristiyanlık ile birlikte MS 393 yılında yasaklanıyor. Hristiyanlık yaygınlaştıkça bu tür etkinlikler önemini yitirmeye başlıyor. Paganizm ile Hristiyanlık arasında bir çatışma söz konusu. İlk başta onlar Hristiyanları katlediyor. Bizim buradaki amfitiyatroda da böyle bir olayın yaşandığı aktarılır. Çok büyük katliamların yaşandığı söylenir. Hristiyan Bizans da bir önceki kültüre saldırıyor sonrasında.

Bu alanların Osmanlı'da kullanımı söz konusu değil tabi. Dolayısıyla yaklaşık 1500 yıldır kullanılmıyor bu tiyatro yapıları.

Bahsettiğimiz antik tiyatro sahnelerinde antik dönem tragedyalarının çoğu oynanmış. Homeros Destanı'ndan sahneler, Aiskhylos’un oyunları, Sofokles’in, Euripides’in tragedyaları gibi birçok oyun sahneleniyordu. Özellikle amfitiyatroda gladyatör oyunlarının oynandığını da biliyoruz. Bir antik kaynakta, burada bir gladyatör okulunun varlığından da söz ediliyor. Bizim amfitiyatro da bu oyunlara form bakımından uygun bir yapı. Hekim Galenos'un oradaki yaralı gladyatörler üzerinde çalıştığını da biliyoruz. Asklepion'da yine tiyatrolar, müzik dinletileri, bazı toplantılar yapılmaktaydı. Aristides (117-181) Asklepion’da, dönemin edebiyatçıları, yazarları, sanatçıları ile toplanıp sohbetler ettiğini aktarıyor. Sohbet ettikleri yer tiyatro mu, oranın kütüphanesi mi, tam bilemiyoruz ama bu tür bir kültür sanat merkezi gibi, dönemin aydınlarının, ileri gelenlerinin buluştuğu bir yer olduğu için oralardaki alanları da tabii ki kullanıyorlardır.

Tiyatronun, eğlencenin, şarabın tanrısı Dionysos olduğu için antik çağda festival dendiğinde ilk akla gelen tanrıdır. Ama bu festivallerin sadece tanrı Dionysos adına yapıldığı anlamına gelmez. Örneğin Pergamon’da kentin koruyucu tanrıçası Athena adına, tanrıça Demeter adına ve Pergamon kralları adına düzenlenen festivaller var. Bu festivallerin çoğu bir tanrı ya da tanrıçaya adanmış olsa da günlük yaşamda karşılıkları bulunuyor.  Mesela bağ bozumu döneminde yapılan festivaller, baharın gelişini karşılayan festivaller gibi. Bugünün dinleriyle karşılaştırıldığında dini festivaller demek pek doğru olmuyor. Günlük yaşamın bir parçası olarak ürünleri toplayıp onun bereketi üzerinden yapılan etkinlikler. Bir şekilde bir tanrıya, tanrıçaya bağlasalar da daha çok günlük yaşamdaki değişimlere dair, berekete, bolluğa dair etkinlikler olduğu için bunu söyleyebiliyoruz. Roma İmparatorluğu Dönemi’nde ise şiddet içerikli oyunların ön plana çıktığı görülüyor. Vahşi hayvan dövüşleri, gladyatör dövüşleri gibi…  Ayrıca siyasi kürsü olarak da bu tiyatrolar ve sahneleri kullanılıyor elbette. Çünkü halkı topladıkları alan orası…

Antik dönemde bu tiyatrolardaki bazı etkinliklerde bilet uygulaması olduğu da bilinmekte. Kazılarda ele geçen tiyatro biletleri mevcut. Hatta bazı tiyatrolarda, stadiumlarda oturma basamakları üzerinde bir ailenin ismine rastlıyoruz. Bu da günümüz deyimiyle ‘kombine bilet’ alındığını, yani o kısmın ayırtıldığını gösteriyor.

Bergama Kermesi'nde Asklepion Antik Tiyatrosu'nda sahnelenen bir folklor oyunu.
TLR makine_PNG.png

Bergama Kermesi sırasında Asklepion Antik Tiyatrosu'nda sahnelenen bir folklor oyunu.

Fotoğraf: Ali İhsan Güngül aile albümü-1964

Bu tiyatrolar genelde bulunduğu kentin adıyla anılıyor. Genelde özel bir isimleri yok, istisnalar hariç tabi. Roma’daki Colosseum, mesela.

 

Kazılarla birlikte ortaya çıkarılan akropol ve Asklepion’daki tiyatrolar 1937 yılında başlayan Bergama Kermesi ile birlikte tekrar kullanılmaya başlanıyor. İlk kermesin açılışı akropoldeki tiyatroda yapılmış. 1940’lı yıllardan günümüze kadar Asklepion’daki tiyatro Bergama Kermesleri’nde kullanıldı. Bu aslında Osman Bayatlı'nın etkisi. Bayatlı, kente büyük katkısı olan biri. Hem Kermes'in başlamasına, hem müzenin kurulmasına öncülük etmiş, sadece kent merkezinde değil, kırsal alanda da somut olmayan kültürel değerleri de kayıt altına almış, Tahtacı kültürünü, Çepniler’in geleneklerini... O kaydetmemiş olsaydı, şimdi Bergama’nın somut olmayan kültürel mirası hakkında çok az bilgiye sahip olurduk.” 

BERGAMA'NIN BAYRAMI KERMESLERDE  SİNEMA

 

Bergama’yı özel kılan kültürel değerlerin içinde bir tanesi var ki beraberinde getirdiği birçok tartışmaya karşın kentin kimliğine eşsiz bir katkı yapıyor: Kermes. 1937’den günümüze kadar aralıksız her yıl yapılan ve halk arasında ‘Bergama’nın düğünü’ ya da ‘Bergama’nın bayramı’ olarak da anılan Kermes Şenlikleri, Fransa’nın Nice kentiyle birlikte dünyanın ikinci yerel festivali olarak biliniyor.

Nebil Özgentürk, 2018 yılında yayınlanan Tarihin Işığında Cumhuriyet’in İlk Şenliği: Bergama Kermesi belgeselinin kitabında Kermes’i şöyle anlatıyor:

“Kermes, Anadolu’daki en verimli, en zengin antik toplumların beşiklerinden olan Bergama’da, her yıl mayısın ya da haziranın başında yapılan festivalin adıdır. Antik çağların, Anadolu’nun kadim kültürlerinin ‘Bahar Şenlikleri’ne denk düşen zamanlamasıyla, uygarlıkların beşiği Bergama’nın yerel bayramıdır. (…)

Hatta Bergama’yla o denli özdeşleşmiştir ki, bir anlamda binlerce yıl önce bu bölgede yaşayan, hüküm süren, eser bırakanlara da bir şükran borcudur Kermes…”

MUSIC_PNG.png

Hotel Capriccio

Onur Meriç Tunca

00:00 / 01:04
Bergama Kermesi'nin ilki 1937 yılının 22-28 Mayıs tarihleri arasında yapıldı.
Bergama Kermesi'nin ilki 1937 yılının 22-28 Mayıs tarihleri arasında yapıldı.
TLR makine_PNG.png

1937 yılının 22-28 Mayıs tarihleri arasında ilki yapılan Bergama Kermesi günümüze kadar kesintisiz olarak her yıl gerçekleştirildi. (Üstte ve sağda) (BERKSAV-Belleten/20)

Akşam gazetesi. 28 Mayıs 1937
TLR makine_PNG.png

Akşam gazetesi

28 Mayıs 1937

Kaynak: İÜ Gazeteden Tarihe Bakış Projesi dijital arşivi

1934 yılında Bergama’yı ziyaret eden Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Burasının dahilde ve hariçte kendini tanıtması lazımdır. Bu müstesna yurt köşemizin insanları için bir panayır, bir şenlik yaparak tanıtma imkânı verilmelidir.’ demesi üzerine hazırlıkları yapılıp 1937 yılında başlatılan Kermes, yerel kültürün tanıtımına yönelik olarak düzenleniyor ve programında sanatsal etkinliklere, spor karşılaşmalarına, folklorik gösterilere, el zanaatları sergilerine yer veriliyor. Kermesler bunların yanı sıra birçok farklı etkinliğe de sahne oluyor. Kermes takvimindeki etkinliklerin kapsamı düzenleme komitelerinin yapısına göre ve zamanının popüler etkenlerine bağlı olarak değişiyor. Öte yandan İsmet İnönü’nün 1943 yılında Ankara Halkevi’nde izlediği Kral Oidipus piyesinden sonra ‘Bu klasikleri harpten sonra, bütün dünyaya, Bergama tiyatrolarında göstereceğiz.’ sözleri üzerine Kermes günlerinde antik tiyatrolar yeniden hayat buluyor ve tiyatro Kermes programlarının uzun yıllar boyunca en önemli etkinliği haline geliyor.

1937 yılının 22-28 Mayıs günlerinde yapılan ilk Kermes’e 10 bin kişinin (Aynı dönemde Bergama kent merkezinde yaklaşık 15 bin, köylerde ise 43 bin kişi yaşamaktadır.) katıldığı biliniyor.

 

1934 yılında açılan ve araştırmacı Eyüp Eriş’in ‘bir halk okulu’ diye nitelediği Halkevi’nin organizasyonunda önemli roller üstlendiği Kermeslerin ilk yıllarında düzenleme komitesinde Osman Bayatlı gibi büyük değerlerin yanı sıra Bolşevik Cavid Bey’in teyzesinin oğlu avukat Mustafa Haluk Ökeren de Halkevi Başkanı olarak yer almaktadır. İlginçtir, 1939-43 yılları arasında Halkevi Başkanı olarak görev yapan Ökeren, daha sonra Demokrat Parti’ye geçecek, önce Tokat, ardından da İzmir milletvekili olacak ve üyesi olduğu parti 1951 yılında Halkevleri’nin kapatılması kararını verecektir.

Kermesler'in 80 yılı aşkın tarihine baktığımızda, etkinlikler içinde sinemaya çok az yer verildiğini görürüz. Kermes'in ilk yıllarında çeşitli belgesel ve eğitici film gösterimlerine alan açılmıştır. Yedi gün süren 1939 Kermesi’nin beş gününde film gösterimleri yapılacağı bilgisi basın bülteninde yer almaktadır:

“Bu arada parti ve Halkevi yararlı hareketlerde bulunuyor. Projeksiyon makinesi ile film ve resimler gösteriliyor.”

İkinci Kermes'in afişi. 1938
TLR makine_PNG.png

İkinci Kermes'in afişi.1938 

Kermeslerle Bergama'nın Yakın Tarihi / Eyüp Eriş kitabından.

4. Kermes broşürü. 1940
TLR makine_PNG.png

4. Kermes'in program broşürü.1940

Kaynak: Nejat Çetinok arşivi

1941’deki 5. Kermes programında ise ilk kez program başlığı olarak ‘Sinema’ yazılmıştır ancak programda, hangi filmlere yer verileceğine ilişkin bilgi bulunmamaktadır.

1944 yılında, bir yıl öncesinde İsmet İnönü’nün Ankara’daki beyanını takiben Bergama’yı Sevenler Cemiyeti kurulur. M. Haluk Ökeren ve Bergama Müzesi Müdürü Osman Bayatlı’nın yanı sıra maarif memuru Haluk Elbe, dönem kaymakamının eşi Nermin Orhon, Halkevi Edebiyat Kolu Başkanı Orhan Yurdun, İzmir Milletvekili Rahmi Köken, CHP İlçe Başkanı Hasan Çelebioğlu, Belediye Başkanı Sami Altan ve Bergama Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İsmail Pamukçu kurucular arasında yer alır. Cemiyetin ilk faaliyeti aynı yıl çok hızlı ve zahmetli bir çalışmayla Asklepion tiyatrosunun restorasyonunu yaptırmak olacaktır. Böylelikle 20 Mayıs’taki 8. Kermes açılışı 5 bin kişinin katılımı ile Asklepion Antik Tiyatrosu'nda yapılabilecektir.

Asklepion'da Kermes. 1940'lar
Asklepion'da Kermes. 1940'lar
TLR makine_PNG.png

1940'larda Asklepion'da düzenlenen Kermes etkinlikleri ve tiyatro oyunları.

(Üstte ve sağda) BERKSAV-Belleten/20

Aynı yıl Mustafa Halûk Ökeren 26 Mart’ta Ankara Radyosu’nda okuduğu ve daha sonra Bergama Sevgisi adlı kitabında da yayınlayacağı metinde, İsmet İnönü’nün 1943’teki sözlerini hatırlatarak Bergamayı Sevenler Cemiyeti’nin kuruluş gerekçesini anlatır:

“Bundan haberdar olunca, Bergama’da bir teşkilât yapmak lüzumunu hissettik. Düşündük ki, bu yüksek arzu yerine getirileceği zaman, hiç olmazsa Bergama Akropolü’ne biraz daha kolay çıkılabilsin, akropoldeki tiyatrolar biraz daha restore edilmiş olsun.

O Akropol ki, atalarımız orada bütün dünya insanlığının özlediği, hayran hayran tahahyül ettiği bir masal hayatı yaşamıştır.

O tiyatrolar ki, Bergama Devletinin en mesut devirlerinde şiir, sanat ve spor gibi güzelliğin en bediî tecellilerine sahne olmuştur.

Millî kültürümüze yeni bir hız verecek olan bu güzel hamlenin tahakkuk edeceği gün, alnını yılların buruşturup dehanın parlattığı yaşlı bir sanakârın faziletli başı gibi vakarla yükselen Akropolün şahikasından kültür hayatımızı yeni bir güneşin ışıkları aydınlatacaktır.

Düşündük ki, bu emrin gerçekleştiği gün, eski devrin sanat eserleriyle yeni Türkiye sanatkârlarını görmeğe gelecek olan ve kalplerinde sanat, tarih ve güzellik aşk ve heyecanı çarpan insanlığı, ayni sanat duygulariyle karşılamak için idealist insanların kuracağı bir cemiyet lâzımdır. İşte bu ihtiyaçtan ve bu düşüncelerden Bergamayı Sevenler Cemiyeti doğdu. Bu arzu ve bu düşünce cemiyetimizin ilham kaynağı oldu.”

1945 yılında, bu kez Pergamon Akropolü’nün muazzam eğimiyle ünlü tiyatrosunda yaklaşık 5 bin kişi neredeyse iki bin yıllık aradan sonra ilk kez Baküs (Dionysos) Töreni temsilini izleyecektir.

1946’da yapılan 10. Kermes programında 1941'de olduğu gibi yine adları ve detayları verilmemiş olan film gösterimleri yapılır.

1947 yılında ise Halkevi’nde saat 22.00’de Sinema ve Bergama Filmi’nin izleneceği duyurulur.

Bu gösterimler her yıl programda yer almaz. 1948 ve 49 yıllarının etkinlik takviminde yer almayan film gösterimlerine 1950’deki 14. Kermes’te İzmir Amerikan Haberler Bürosu’nun çeşitli konular üzerine hazırladığı filmlerle devam edilir.

Sinema gösterimlerinin programa alınmadığı sekiz yıllık bir aradan sonra 1958 yılındaki 22. Kermes’te 23 Mayıs Cuma akşamı yine İzmir Amerikan Haberler Bürosu tarafından eğitici filmler gösterilir. Ertesi gün ise o yıllarda Cumhuriyet Alanı denilen Cumhuriyet Meydanı’nda orta oyunu ve milli oyunların yanı sıra film gösterimi yapılır.

1959 yılındaki 23. Kermes’te de yine Cumhuriyet Alanı’nda benzer bir akşam etkinliği vardır; orta oyunu, milli oyunlar ve film gösterimi gerçekleştirilir.

1960 yılına gelindiğinde, 27 Mayıs Askeri Darbesi’nden 10 gün önce Bergama’ya gelip Bergama Pamuk İpliği ve Dokuma Fabrikası’nın (Sümerbank) açılışını yapan Başbakan Adnan Menderes sayılı günler sonra yaşanacaklardan habersiz, kürsüden CHP’ye yüklenir:

“Maceraları bertaraf etmekte kararımız çok katidir.”

Menderes’in de katıldığı 17 Mayıs’taki Sümerbank fabrikasının açılışından üç gün sonra 24. Kermes başlar ve darbeden dört gün önce biter.

1945 yılında, bu kez Pergamon Akropolü'nün muazzam eğimiyle ünlü tiyatrosunda yaklaşık 5 bin kişi neredeyse iki bin yıllık aradan sonra ilk kez Baküs (Dionysos) Töreni temsilini izleyecektir."

Bergama Çığır gazetesi. 25 Mayıs 1963
TLR makine_PNG.png

Çığır gazetesi

25 Mayıs 1963

Kaynak: Milli Kütüphane DA

1960 Kermes’i de sinemaya yer verilmeyen şenliklerden biri olmuştur.

1963 yılında, İzmir Amerikan Haberler Servisi’nin müdürü ve eşi Bergama Kermesi’ne katılmış ve getirdikleri 16 filmin gösterimi, Bergama Halk Eğitim Merkezi Film Kolu iş birliğiyle Kermes boyunca şehrin çeşitli bölümlerinde yapılmıştır. Bergama Çığır gazetesinin 25 Mayıs 1963 tarihli sayısındaki bir haberde, program dahilinde gösterilecek filmlerin isimleri tek tek yazılmıştır.

1964 yılında yapılan 28. Kermes programına ise şöyle bir not düşülmüştür:

“Bergama Halk Eğitimi Merkezi ve Amerikan Haberler İzmir Bürosu tarafından meydanlarda öğretici filmler gösterilecektir.”

1966 yılından itibaren Bergama Belediyesi tarafından düzenlenmeye başlanan Kermeslerde, 1980 yılına kadar herhangi bir belgesel, öğretici ya da sinema filmi gösterimi yapılmadığını görürüz.

54. Kermes haberleri. 1990
TLR makine_PNG.png

1990 Kermes'i. 

Kaynak: Kermeslerle Bergama'nın Yakın Tarihi / Eyüp Eriş kitabından.

İlk kırk yıl boyunca mayıs ayının son haftasında düzenlenen Kermesler, 1977 yılından itibaren haziran başına alınır. 1980 Kermes’i de Haziran ayının ilk yarısında yapıldığı için üçüncü askeri darbenin yasak ve sınırlamalarından etkilenmeyecek, 44’üncüsü yapılan şenliklerin programında popüler kültür patlaması yaşanacaktır. Belediye Başkanı Rıfat Serdaroğlu’nun Yeşilçam’ı Bergama’ya taşıdığı 1980 yılında Necla Nazır, Perihan Savaş, Ali Poyrazoğlu, Korhan Abay, Aydemir Akbaş, Filiz Akın, Nazan Şoray, Hülya Koçyiğit, Selma Güneri, Fatma Girik, Zeki Alasya, Metin Akpınar Bergama’ya gelir. Ünlüler nikâh şahitliği yapar, bir futbol maçının hakemliğini üstlenirler. Ancak herhangi bir film gösterimi programda yer almaz.

1990 yılında ise Belediye Başkanlığı koltuğunda Sefa Taşkın oturmaktadır. 54. Kermes hem politik bir zemin kazanır, hem de birçok sinema oyuncusu ve yönetmenin katılacağı paneller, söyleşiler ve film gösterimleri ile renklenir. Belediyeye ait düğün salonunun tabelası değişmiştir ve artık ‘Belediye Düğün ve Sinema Salonu’ yazmaktadır tabelada. Dönemin popüler politik atmosferine uygun biçimde 54. Kermes’in kritik konuğu Zülfü Livaneli olur.

1980 Bergama Kermesi
TLR makine_PNG.png

1980 Kermes'i. 

Kaynak: Kermeslerle Bergama'nın Yakın Tarihi / Eyüp Eriş kitabından.

28 Mayıs’ta başlayıp 3 Haziran’da biten Kermes boyunca, 72. Koğuş, Sis, Uçurtmayı Vurmasınlar, Bir Günün Hikayesi, Üçüncü Göz, Büyük Yalnızlık, Med-Cezir Manzaraları filmleri Belediye Düğün ve Sinema Salonu’nda gösterilir. Sis filminin yönetmeni Zülfü Livaneli ile de film gösterimi öncesinde bir söyleşi gerçekleştirilir. 30 Mayıs’ta yapılan 21. Yüzyıla Doğru Türk Sineması panelinde konuşmacılar arasında yine Zülfü Livaneli vardır. Panele ayrıca Kadir İnanır, Fikret Hakan, Erdoğan Tokatlı, Oğuz Makal, Agah Özgüç ve Erhan Erzurumlu gibi oyuncu, yönetmen, sinema tarihçisi ve yapımcılar katılır. Festivalin son gününde gösterimi yapılan Med-Cezir Manzaraları filmi de bir söyleşi ile birlikte gerçekleştirilecektir.

72. Koğuş. 1987
TLR makine_PNG.png

72. Koğuş

1987

Sis. 1988
TLR makine_PNG.png

Sis

1988

Uçurtmayı Vurmasınlar. 1989
TLR makine_PNG.png

Uçurtmayı Vurmasınlar

1989

Bir Günün Hikayesi. 1980
TLR makine_PNG.png

Bir Günün Hikayesi 

1980

Üçüncü Göz. 1988
TLR makine_PNG.png

Üçüncü Göz

1988

Büyük Yalnızlık. 1989
TLR makine_PNG.png

Büyük Yalnızlık

1989

Med-Cezir Manzaraları. 1989
TLR makine_PNG.png

MedCezir Manzaraları

1989

Üç Arkadaş. 1958 (Memduh Ün bu filmi 1971'de bir kez daha çekmişti.).
TLR makine_PNG.png

Üç Arkadaş

Memduh Ün bu filmi

1958 ve 1971'de iki kez

çekmişti.

Ertesi yıl yapılan 55. Kermes’te de sinemanın aşikâr bir ağırlığı vardır. 3 Haziran 1991 Pazartesi günü başlayan festivalin ilk etkinliği, adı bu kez Belediye Sinema Salonu olarak duyurulan salonda Bekle Dedim Gölgeye filminin gösterimidir. Filmden sonra yönetmen Atıf Yılmaz ve oyuncu Hale Soygazi’nin katıldığı bir söyleşi yapılır. Söyleşinin hemen ardından Cumhuriyet Meydanı’nda şenliğin açılış töreni ve aralarında sinema fotoğrafları, sinema afişleri ve sinema kostümleri sergilerinin de bulunduğu sergi açılışları gerçekleştirilir. Aynı günün akşamında ‘Ustaya Saygı’ başlığı altında Memduh Ün’ün Üç Arkadaş filmi gösterilir.

Festivalin ikinci günü de bir film gösterimi ve söyleşi ile başlar. İki Başlı Dev filminin gösterimi sonrasında yapılan söyleşiye yönetmen Orhan Oğuz ve oyuncu Cüneyt Arkın katılır. Aynı gün yapılan Türk Sinemasında Yeni Arayışlar paneline Hale Soygazi, Atıf Yılmaz, Burçak Evren, Cüneyt Arkın, Oğuz Makal ve Oğuz Adanır gibi oyuncu, yönetmen, eleştirmen ve akademisyenler katılır. Akşam saatlerinde Asklepion Antik Tiyatrosu’nda Genco Erkal ve Dostlar Tiyatrosu’nun sahne almasından önce Belediye Sinema Salonu’nda Kadın Dul Kalınca filmi gösterilir.

Üçüncü gün İkili Oyunlar filminin gösterimi ve yönetmen İrfan Tözüm ile oyuncu Zuhal Olcay’ın katıldığı söyleşi; dördüncü gün Ekran Aşıkları filminin gösterimi ve yönetmen Ömer Uğur ile oyuncu Şahika Tekand’ın katıldığı söyleşi; beşinci gün Darbe filminin gösterimi ve yönetmen Ümit Efekan ile oyuncu Nilgün Akçaoğlu’nun katıldığı söyleşi; altıncı gün Yorum Yok filminin gösterimi ve yönetmen Eser Zorlu ile oyuncu Bülent Bilgiç’in katıldığı söyleşi; yedinci gün ise Ölürayak filminin gösterimi ve yönetmen Aydın Bağırdı ile oyuncu Filiz Taçbaş’ın katıldığı söyleşi gerçekleştirilir.

Bekle Dedim Gölgeye. 1990
TLR makine_PNG.png

Bekle Dedim Gölgeye

1990

İki Başlı Dev. 1990
TLR makine_PNG.png

İki Başlı Dev

1990

Kadın Dul Kalınca. 1988
TLR makine_PNG.png

Kadın Dul Kalınca

1988

İkili Oyunlar. 1990
TLR makine_PNG.png

İkili Oyunlar

1990

Ekran Aşıkları. 1989
TLR makine_PNG.png

Ekran Aşıkları

1989

Darbe. 1990
TLR makine_PNG.png

Darbe

1990

Yorum Yok. 1990
TLR makine_PNG.png

Yorum Yok

1990

Ölürayak. 1991
TLR makine_PNG.png

Ölürayak

1991

1990 Kermesi.
TLR makine_PNG.png

1990 Kermes'i. 

Kaynak: Kermeslerle Bergama'nın Yakın Tarihi / Eyüp Eriş kitabından.

Sinema alanındaki etkinliklerin dışında ilk Kermes’ten itibaren kesintisiz olarak devam eden tiyatro oyunlarının sahnelenmesi, halk oyunları gösterilerinin yapılması bu dönemdeki programın da ana yapısını oluşturmaktadır. Kermeslerin gelenekselleşen etkinlikleri dışında Sefa Taşkın döneminde demokrasi ve çevre konularında paneller, forumlar düzenlenir. Özellikle Türkiye’nin en büyük çevre direniş hareketlerinden birinin doğmasına sebep olacak olan Ovacık’taki altın madenine karşı bir cephe oluşturmaya yönelik etkinlikler ve 19. yüzyılın sonunda Berlin’e götürülmüş olan Zeus Sunağı’nın geri getirilmesi için kampanyalar gündem oluşturur.

Dönemin Bergama Belediye Başkanı Sefa Taşkın, kentte Şen Sineması dışında diğer tüm sinemaların kapanmış olduğu günlerde ücretsiz otobüs seferleri düzenleyerek Bergamalıları İzmir sinemalarına taşımaya çalışır ancak bu yöntem hem sürdürülebilir olmayacak hem de kent halkının sinema ile bağını yaşatmaya yetmeyecektir.

Diş Hekimi Mehmet Kutlu Bergama’nın sinemasız kalmasına üzüldüğü o günleri şöyle anlatıyor:

“Sefa Taşkın, kültür hizmeti diyerek İzmir sinemalarına otobüs kaldırmaya başladı. Ben de ona ‘Buna kültür hizmeti diyorsunuz ama hizmet yapmak istiyorsanız burada sinema açın.’ dedim. Bu o kadar zor değil. Ama yapılmadı. Belediyenin düğün salonunu aynı zamanda sinema olarak kullanılmayı denediler. İzmir’den güzel de filmler getiriyorlardı. Ben de gittim. Ama anladım ki sinema, sinema salonunda izlenirmiş. Çünkü hiçbir şey anlaşılmıyordu. Akustik berbattı. Ve de vazgeçildi.

Daha sonra Akif Ersezgin başkan olunca ona da aynı şeyleri söyledik. Bir Kermes’e Fikret Hakan gelmişti. Ersezgin, Fikret Hakan’ın yanında ‘İki ay içinde bir sinema açacağım Bergama’ya.’ dedi fakat üstünden iki sene daha geçti, açılmadı.”

Bergama’nın sinemadan kopuşu Taşkın’ın belediye başkanı olarak göreve devam ettiği 1992 ve 1993’te yapılan Kermes şenliklerine de yansır ve önceki yılların aksine programlarda sinemaya ilişkin hiçbir etkinlik yer almaz. Gazetecilerin, yazarların ve politikacıların ağırlık kazandığı demokrasi, sendikal faaliyetler, ölümcül altın madeni işletmeciliği, yurt dışına kaçırılan tarihi değerleri ele alan tartışmalar, paneller organizasyonun odağını oluşturur. Deniz Baykal, Alparslan Türkeş ve Melih Gökçek gibi siyasilere serbest kürsüler açılır.

54. Kermes. 1990
TLR makine_PNG.png

1990 Kermes'i. 

Kaynak: Kermeslerle Bergama'nın Yakın Tarihi / Eyüp Eriş kitabından.

1997 yılındaki Kermes’te altın madeni ve siyanürün doğa ve insana yönelik tehditi tartışılmıştı.
TLR makine_PNG.png

1997 Kermes'i. 

Kaynak: Kermeslerle Bergama'nın Yakın Tarihi / Eyüp Eriş kitabından.

2004 Kermesi'nde TV dizileri üzerine bir panel yapılmıştı.
TLR makine_PNG.png

2004 Kermes'i. 

Kaynak: Kermeslerle Bergama'nın Yakın Tarihi / Eyüp Eriş kitabından.

1996 yılında altın madeni çevresinde yapılan ağaç katliamı ile yeniden hareketlenen gündem 1997 yılındaki Kermes’te de karşılığını bulur, altın madeni ve siyanürün doğa ve insana yönelik tehdidi panellerde tartışmaya açılır. Çeşitli politik çerçevelerde ele alınan demokrasi mücadelesi de gündemde tutulur.

1999 yılındaki 63. Kermes, Belediye Başkanı Akif Ersezgin döneminde yapılır ve sekiz yıllık aradan sonra sinema, Türk Sineması Nereye Gidiyor? başlıklı bir söyleşi ile Kermes’e son kez geri döner. Gülpark’ta 10 Haziran’da yapılan söyleşiye Fikret Hakan, Derya Alabora, Erdoğan Tokatlı ve Pınar Demirkapı katılır.

O yıldan sonra sinema, Bergama Kermesleri’nde kendisine ilginç bir biçimde hiç yer bulamayacaktır. Kermesler’in 90 yıla yaklaşan tarihi boyunca istisnai birkaç yıl dışında sinemaya doyurucu bir alan açılmadığı görülür. Kermeslerin ilk on beş-yirmi yılı daha ziyade yeni kurulmuş ulus devletin yerleştirmeye çalıştığı milli kimlik unsurlarının perçinleştirilmesiyle geçmiş, bu dönem içinde Türkiye’nin hemen her tarafında özellikle batı menşeli sinema filmlerinin ulus devlet bakımından tehdit teşkil ettiği saptaması belki de Kermes düzenleyicileri tarafından da dikkate alınmıştı. Kermeslerin kurucu ana fikrinde milli değerlerin öne çıkartılması ve bu değerlerin yurt içinde ve yurt dışında tanıtılması, Bergama’nın turizm potansiyelinin geliştirilmesi eğilimi bulunmaktadır. Öte yandan 1950’lerden itibaren büyük atılım gösteren Türkiye sinema sektörü, yıl boyunca Bergama’daki çok sayıda sinema salonunda varlık gösterirken, bu ilginin Kermes düzenleyicilerinde bir karşılık bulamaması şaşırtıcıdır. Sinemanın 1950’lerden 1970’lerin ortalarına kadar süren altın çağı da, 70’lerin sonundan itibaren güçten düşüp çökmeye başlaması da düzenleme komitelerini harekete geçirmeye yetecek uyarıcılar olamamıştır.

Bergama Kermesleri’ndeki ulusal ve yerel kültüre ait folklorik etkinliklerin, ata sporu adıyla paranteze alınan spor karşılaşmalarının gölgesinde kalmayan yegâne sanat dalı tiyatrodur. Bu kazanım sinema alanında yaşanamadığı gibi örneğin müzik alanında da yeteri kadar karşılığını bulmaz. Zaman zaman bu genellemenin dışına çıkan sanatsal müzik etkinlikleri yapıldıysa da müziğin çoğunlukla bir eğlence aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Sonuç itibariyle Kermesler’de, sinemanın kültür ve sanat dünyalarına yapabileceği katkılardan mahrum bırakılan kent halkının, aynı zamanda bir eğlence aracı olarak da sinema ile buluşturulamadığını söylemek mümkündür.

O yıldan sonra sinema, Bergama Kermesleri'nde kendine, ilginç bir biçimde hiç yer bulamayacaktır.

BERGAMA'NIN SARI PERDELİ

EN GÜZEL SİNEMASI: KERMES

 

Kermes şenlikleri her ne kadar sinema ile gerektiği gibi buluşamamış olsa da Bergama’da açılacak yeni bir sinema salonu Kermes adını sahiplenerek güzel bir vefa örneği sergileyecektir.

Bergama’nın kışlık Cumhuriyet, Yeni (Şehir, Güven) ve Yıldız sinemalarının üçü de palamut, tütün ya da pamuk depolarının dönüştürülmesi ile kültür ve eğlence hayatına kazandırılmışlardı. Öte yandan, görece eski ve konforsuz bu mekânlara rakip olacak yeni ve göz kamaştırıcı bir salon ihtiyacı da hissediliyordu. Kasabanın İzmir yönündeki, o dönem için merkezden uzak sayılabilecek bölgesinde, çelikten ve betondan yapılmış bir binada yepyeni bir sinemanın açılmak üzere olduğu konuşulmaya başlanmıştı.

Bergama’nın kaldırımlarını döşeyen müteahhit’ olarak da bilinen Edip Biröz, nam-ı diğer Edip Usta, oğlu Necati ile birlikte, eski Hafızlar Mezarlığı denilen araziye yaptıkları binada kasabanın en güzel, hatta bazı iddialara göre bütün İzmir’in en iyi, en modern üç sinemasından birini açmak üzereydi. Adını, memleketin kesintisiz olarak 1937’den günümüze kadar devam eden tek festivali olan Bergama Kermesi’nden alacak olan Kermes Sineması, balkonuyla, localarıyla, katlanır kırmızı koltuklarıyla, gören herkesi etkileyecekti. Sinemanın makinistliğini ve müdürlüğünü yapan Mehmet Şagban'ın, açılış tarihini 1965 olarak hatırlamasına karşın,  Selahattin Tural’ın Bergama Düşlerimin Şehri-İzmir Sevdam kitabında 1963 yılında açıldığı bilgisine yer verilen Kermes Sineması, kimine göre 500, kimine göre 1000 kişilikti ve epey büyük bir sahnesi vardı. Bu özelliği sayesinde defilelere ev sahipliği yapılabilecek, Cuk Cuk Tevfik rolündeki Hulusi Kentmen ile Hüseyin Baradan’ın oynadıkları Çatallı Köy gibi tiyatro oyunları sahnelenebilecek, Beyaz Kelebekler’den Nuri Sesigüzel’e, Alaeddin Şensoy’dan Cem Karaca’ya kadar dönemin birçok ünlü sanatçısının konseri düzenlenebilecekti.

Bergamalıların İzmir’de gidip de hayran oldukları İkbal Sineması kadar etkileyici olan Kermes Sineması rekabeti bir üst noktaya taşımıştı. Öncesinde Cumhuriyet ya da Yeni Sinema’da kendilerini rahat hisseden Bergamalılar Kermes’in konforunu görünce diğer sinemalara dudak büker hale geldiler. Sadece iki dezavantajı vardı Kermes’in: Öncelikle merkez mahalleler olarak kabul edilen Kale ve Yahudi mahallelerinden biraz uzaktaydı. Şehir dışına yapıldığını düşünenler bile vardı. Diğer yandan Bergama da giderek büyüyor,

Edip Biröz ve oğlu Necati Biröz.
TLR makine_PNG.png

Edip Biröz'ün, askerliğini yaptığı dönemde oğlu Necati ile birlikte çektirdiği hatıra fotoğrafı.

Fotoğraf: Sibel Akbaş aile albümü

genişliyor, İstiklal Meydanı ve Cumhuriyet Meydanı’nın dışında yeni merkezler oluşuyordu. İkinci dezavantaj, bilet fiyatlarının diğer sinemalardan bir miktar yüksek olmasıydı. Fakat güzel ve güncel filmler, modern görünüm ve nitelikli teknik altyapı sayesinde bütün dezavantajlar sorun olmaktan kolayca çıkacaktı.

Süleyman Canoğlu. Fotoğraf: Yücel Tunca

press to zoom

Süleyman Canoğlu. Fotoğraf: Yücel Tunca

press to zoom

Süleyman Canoğlu. Fotoğraf: Yücel Tunca

press to zoom
1/2
DSLR makine_PNG.png

Süleyman Canoğlu - Bergama 2020

Fotoğraf: Yücel Tunca

00:00 / 02:37

Çocukluk yaşlarında matbaalarda çalışmaya başlayan Süleyman Canoğlu, Kermes Sineması’nın en küçük müdavimlerinden biri olarak o yılları anlatıyor:

“Ben sinema konusunda okulumu terk etmiş bir insanım. O yüzden sinemaları tek tek sayabilirim. Biletlerini biz bastığımız için sinemalara bedava girerdik. O kadar ki sinemakolik olmuştum. Ortaokula başladığım zamanlarda matbaanın yoğunluğundan, elimin kirliliğinden kurtulmak için ‘Ben okuyacağım’ dedim. Bergama Lisesi’ne, ortaokula yazıldık. Fakat diğer arkadaşlara göre fazla mı şeytandık, bilmiyorum. İlk yıl çantamı alırdım, evden okula gelirdim, lisenin önünden geçer, top sahasında bir zulam vardı, çantamı oraya saklardım. Sonra doğruca Kermes Sineması'na gider, kadınlar matinesinde filmi seyrederdim. Çocuğum diye alırlardı içeri. Tekrar gider o zuladan çantamı alır hiçbir şey olmamış gibi, okuldan gelmiş gibi eve dönerdim. İlk yarıda 40 gün devamsızlığım vardı. Bir gün babamdan hasta raporu için bir imza aldım… Bugün hala onun imzasının aynısını atabilirim! Şöyle bir H, şöyle bir C, kuyruğu var bir de... 40 gün devamsızlığımı bu imzayı taklit ederek örttüm. Düşünebiliyor musunuz? O devamsızlıkların hepsinin nedeni sinema! Okul hayatımı etkiledi, diyebilirim. Ortaokulu bitiremedik tabii.

“İlk yıl çantamı alırdım, evden okula gelirdim, lisenin önünden geçer, top sahasında bir zulam vardı, çantamı oraya saklardım. Sonra doğruca Kermes Sineması'na gider, kadınlar matinesinde filmi seyrederdim."

Sonra babamlar bir nargile kahvesi açmıştı. Ezileyim diye beni ocağa verdi. Bir 6 ay kadar kahveyi işlettik. Olmadı o nargile kahvesi, yürümedi. Ben de matbaaya geri döndüm.

 

Babam Hasan Canoğlu, Bergama’nın Ramiz Ovacık, Ahmet Abi, Abdül Kutlu ile beraber en iyi dört terzisinden biriydi. Ben çok ufakken bir kovboy filmine götürmüştü beni. Filmin yarısında ona, ‘Baba sonra biz de film çevirecek miyiz?' diye sormuşum. ‘Niye soruyorsun?' demiş. Ben de ona ‘Film çevirenleri hep öldürüyorlar.’ demişim. Bunu hiç unutamamış babam, hep anlatırdı. Kovboy filmi ya, o vuruluyor, bu vuruluyor, korkmuşum. Ben tabii bu konuşmayı hatırlamıyorum ama babam anlatırdı.”

ESKİ VİDEO_PNG.png

Kermes Sineması kapandıktan sonra uzun süre kaldırımda kalan mozaiklerin 2000 yılındaki görünümü.

Video: Fatma Dalay,  Montaj: Yücel Tunca

Kermes Sineması’nın arka sokağında doğup büyüyen müzisyen Engin Kuduğ sinemanın en ince ayrıntılarını hatırlıyor:

“Gördüğüm en kaliteli sinemalardan bir tanesiydi. Gerek önündeki mozaiği, gerek bina kalitesi, içerideki dekorasyonu... Yerlerde mozaik vardı ve mozaik ile özel işçilikle Kermes Sineması yazılmıştı. O beni çok etkilemişti. Sanatçı kişiliğimi çocukluğumda da yaşıyordum. Bunu nasıl yapmışlar acaba, diye şaşırıyordum. Adam yere mozaikten Kermes Sineması yazmış ve çok düzgün karakterlerle yazmış!

Sinemanın içini, ses düzenini bile hatırlıyorum. Dikdörtgen şekiller, renkli dekorlar vardı duvarlarda. El işi kâğıtları gibi, el işi kâğıdı yapışmış gibi dekorları vardı. Tavanda kontrplaklar vardı. Büyük iri iri kontrplaklar... Bazıları eğilmişti filan... Büyük bir balkonu vardı. Sağdan ve soldan aşağıya doğru bir inişi vardı, oralarda iki locası vardı diye hatırlıyorum. Açılır kapanır, kadife, koyu bordo diye hatırladığım koltukları vardı. En modern koltuklar oradaydı. Kışlık sinemanın içinden geçilip arkadaki yazlık sinemaya çıkan bir koridoru ve kovboy filmlerindeki gibi çarpma kapısı vardı.”

Bergama kartpostallarında Kermes Sineması. 1980'ler
Bergama kartpostallarında Kermes Sineması. 1980'ler
TLR makine_PNG.png

Bergama kartpostallarında Kermes Sineması. 1980'ler (Üstte ve sağda sarı çizgilerle işaretli alan.) Kaynak: Geçmişten Günümüze Fotoğraflarla Bergama-Facebook sayfası

Engin Kuduğ’un anlattığı gibi bir de yazlık kısmı vardı Kermes Sineması’nın. Fakat bu noktada yine ilginç bir soru işareti oluşuyor. Gerek Engin Kuduğ,  gerekse Hakkı Özlü, Kermes’in arkasında başka bir yazlık sinema daha hatırlıyor. Hakkı Özlü’nün çocukluğunda oturduğu ev, Kuduğ ailesinin oturduğu ev ile aynı caddede yani Kaymakam Kemal Bey Caddesi’ndeydi. Özlü evlerinin giriş kapısının üzerine yaptıkları sayaya çıkıp yarısını görebildikleri perdeden film izlediklerini anlatıyor. Engin Kuduğ da anlattıklarıyla destekliyor bunu:

“Benim daha bebek olduğum zamanlarda, 3-4 yaşlarında filandım, misafirlerimiz geldiğinde balkondan evimizin sağ tarafındaki perdeden filmler izlerdik. Hayalet sinemadan... Ben onun adını hayalet sinema koydum. Orada çok güzel filmler izlerdik. Hatta sadece bu yüzden bize misafirler gelirdi. Balkonda oturup rahatça sinemayı izleyebilmek için. Şimdi Hamza Güçlü'nün oturduğu bina yoktu. Tam da binanın bulunduğu yerde sinemanın 

Kuduğ ailesinin Kaymakam Kemal Bey Caddesi'ndeki evi.

press to zoom

Kuduğ ailesi: (Soldan sağa) Ahmet Kuduğ, Mukadder Kuduğ, Erdal Kuduğ, Engin Kuduğ ve Banu Kuduğ

press to zoom

Kuduğ ailesinin Kaymakam Kemal Bey Caddesi'ndeki evi.

press to zoom
1/2
TLR makine_PNG.png

Kuduğ ailesinin evi ve aile fotoğrafı.

Fotoğraf: Engin Kuduğ aile albümü

(...) bu 'hayalet sinema'nın hikâyesini, araştırmanın ilerleyen günlerinde tanışıp konuşma fırsatı bulduğum

Sibel Akbaş'tan dinleyecektim.

ahşaptan sandalyeleri vardı. Hatta terastan o sandalyelere bakardık. Daha sonra bir kereste deposuna dönüştü diye hatırlıyorum. Bu bahsettiğim sinema 1973-74 gibi kapandı diye tahmin ediyorum. İlkokula başlamamıştım bile. Hayal meyal hatırlıyorum zaten.”

Hakkı Özlü ve Engin Kuduğ dışında neredeyse kimsenin hatırlamadığı bu ‘hayalet sinema’nın hikâyesini, araştırmanın ilerleyen günlerinde tanışıp konuşma fırsatı bulduğum Sibel Akbaş’tan dinleyecektim. Sibel Akbaş, Kermes Sineması'nın kurucularından, Edip Biröz’ün torunu, Necati Biröz’ün kızı olarak birinci ağızdan hem Kermes’in bütün hikâyesini anlatacak, hem de ‘hayalet sinema’nın gizemini ortadan kaldıracaktı:

“Öyle oldu ki sinema bizim kucağımıza düştü gibi oldu. Ve ben bir filmi en az üç defa filan izlediğimi hatırlıyorum. Seyredemezsek de şöyle oluyordu: O binada şimdi Evkur Mağazası var. O binanın arkasında bizim sinemamız vardı. Onun da arkasında, şimdi bir apartman var, orası bahçeydi ve bir de yazlık sinemamız vardı orada da. Onun da arkasındaki sokakta da bizim evimiz vardı, annem hâlen orada oturur. Sinemaya gidemediğimiz zaman, bizim bir odamız vardı ve o odanın penceresinden sinemanın perdesi görülürdü, üç defa seyrettiğimiz filmi bir de pencereden bakarak bir daha seyrederdik abimle.  İtalyan Western filmlerinin, Yavru ile Kâtip filmlerinin dönemi...