rehberi

Ekran%20Resmi%202021-04-02%2022.28_edite

Bergama / Pergamon

Panoramik Bergama. Fotoğraf: Yücel Tunca-2018

Panoramik Bergama.

Fotoğraf: Yücel Tunca-2018

Ege Bölgesi’nin kuzeybatısında yer alan Bergama, Bakırçay’ın kuzeyinde, antik Pergamon kentinin üzerine kurulmuştur. Doğusunda Soma ve Kınık, kuzeyinde Burhaniye ve İvrindi, batısında Ayvalık ve Dikili, güneyinde ise Aliağa bulunur. İzmir şehir merkezine 107 km ve en yakın deniz kıyısına 30 km uzaklıktadır.

18’i ilçe merkezinde olmak üzere toplam 137 mahallesi vardır. Yüz ölçümü itibariyle İzmir’in en büyük ilçesidir. 

2019 yılı verilerine göre nüfusu, yaklaşık 60 bini merkezde olmak üzere 103.867’dir.

Pergamon Akropolü'nde Traian Tapınağı kalıntıları.  Fotoğraf: Yücel Tunca-2019

Pergamon Akropolü'nde Traian Tapınağı kalıntıları.

Fotoğraf: Yücel Tunca-2019

Kentin yerleşim tarihi MÖ 3000’lere, Eski Tunç Çağı’na kadar uzanır. Antik metinlerde Pergamon adı ilk defa Ksenophon’un (MÖ 400-399’da Pergamon’a gelmiştir.) ‘Onbinlerin Dönüşü’ adlı eserinde geçer.

 

MÖ 282 yılında Philetairos, Pergamon yönetimine el koymuş ve böylece Hellenistik Dönem’in yaklaşık 150 sürecek olan, dönemin en parlak kültür merkezlerinden biri olacak olan Bergama Krallığı’nın temelleri atılmıştır.

I. Attalos ve oğlu II. Eumenes zamanında en parlak devrini yaşamış; şehirde akropol, tiyatro ve görkemli anıtlar inşa edilmiştir. Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal’ın belirttiği üzere ‘ince bir zevke sahip olan II. Eumenes, Atina akropolünü örnek alarak Bergama’yı mimarlık ve heykelcilik konusunda önder’ bir konuma taşımıştır. Bu dönemde Pergamon’un nüfusu 120 bine kadar yükselmiştir.

Hellenistik Dönem'de Pergamon Akropolü.  Gravür: F. Thiersch-1882

Hellenistik Dönem'de Pergamon Akropolü.

Gravür: F. Thiersch-1882

Akurgal’ın Anadolu Uygarlıkları adlı eserinden alıntılayarak Pergamon’un sosyal ve kültürel hayatına biraz daha detaylı bakabiliriz: “Atina Akropolü’nün dinsel ve kutsal karakterine karşın Bergama tepesi, daha çok halk toplantılarının ve gezintilerinin yapıldığı, günlük yaşantının geçtiği, devlet ve ticaret işlerinin görüldüğü, spor hareketlerinin düzenlendiği alan ve yapılardan oluşuyordu.

Her ne kadar kutsal yapılar ön planda geliyorsa da, onların dinsel anlamı şekilcilikten ibaret kalıyordu. Zeus Sunağı tapınılan bir yapı olmaktan çok, başarılı savaşların simgesi ve krallığın bir çeşit zafer anıtıdır. Üç bir yanında yer alan stoaların büyüklüğü yanında, küçük bir yapı durumuna düşmüş olan Athena Tapınağı da dinsel amaçların ikinci plana atılışını kanıtlamaktadır. Halkı soğuktan ve sıcaktan koruyan geniş stoalar ve bol gölgeli alanlar gezme, oturma, konuşma, seyretme ve iş görüşme yerleri olarak büyük bir gereksinimi karşılıyordu. Bu sebepten onlara daha çok önem veriliyordu. Nitekim Dionysos, Asklepios, Hera, agora ve gymnasium tapınakları gibi küçük yapılar da birinci planda kutsal anıtlar olmaktan uzaktılar. Bunların yanı sıra Dionysos Tapınağı ile agora ve gymnasium tapınakları dini törenlerin gerektirdiği yapılardı. Hellenistik Dönem’de din, az okumuşların bir uğraşıydı ve bu topluluk özellikle tanrı kadın Demeter’e bağlı idi.”

Pergamon Akropolü. Fotoğraf: Yücel Tunca-2019

Pergamon Akropolü. Fotoğraf: Yücel Tunca-2019

Pergamon krallarından III. Attalos’un vasiyetnamesiyle MÖ 133’te Roma İmparatorluğu’na bırakılmasının ardından kent Roma’nın Asya Eyaleti’nin başkenti olmuştur.

Roma egemenliğine son veren Actium Savaşı (MÖ 31) ile Bergama dört yüz yıllık bir barış ve refah dönemine girmiştir. MS 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun Batı ve Doğu Roma olarak ikiye ayrılmasıyla Doğu Roma/Bizans egemenliğinde kalan kent, iyice küçülmüş ve bu dönemde yeni bir surla çevrilmiştir.

Bizans İmparatoru Diocletianus’un Asya eyaletlerini yeniden yapılandırmasında yine Asya Eyaleti’nde kalan Bergama, İmparator Teodosius zamanında bu eyalette bulunan dört metropolden biri olarak konumlanır. Bu dönemde kent Hristiyanlık dünyasının önemli bir piskoposluk merkezi haline gelir ve kesinleşmemiş bir bilgi olmakla beraber yedi apokaliptik kiliseden birine sahip olduğuna inanılır.

Kızıl Avlu'nun (Serapis Tapınağı) yedi apokalyptik kiliseden birinin üzerine inşa edildiğine inanılıyor. Fotoğraf: Yücel Tunca-2021

Kızıl Avlu'nun (Serapis Tapınağı) yedi apokaliptik kiliseden birinin üzerine inşa edildiğine inanılıyor. Fotoğraf: Yücel Tunca-2021

Bergama 716’da bir süre Araplar tarafından işgal edilir. 1300’lü yılların başında Bergama’da Menteşeoğulları ile birlikte Türk Dönemi başlar. Menteşeoğulları’nı Karesi Beyliği takip eder.

1345 yılında Orhan Bey tarafından kent, Karesi Beyliği’nden Osmanlı yönetimine geçirilir. 1402 yılında Ankara Savaşı ile Timur’un Yıldırım Beyazıt’ı yenmesiyle başlayan Anadolu’daki Moğol hâkimiyetine paralel Bergama da Moğol istilasına maruz kalarak Osmanlı yönetiminden çıkar. 1425 yılında II. Murat Dönemi’nde tekrar Osmanlı topraklarına dâhil edilir.

Türk Dönemi ile birlikte Bergama Akropolü yerleşim merkezi olmaktan çıkmış, yeni yerleşim alanı olarak kalenin etekleri ve düzlük alanlar tercih edilmiştir. Türklerin eline geçtikten yaklaşık 60 yıl kadar sonra, 1487 tarihli bir tahrire göre şehir otuz dört mahalleli kalabalık bir yerleşim merkezi durumundadır. Bu sırada toplam nüfusu 6000 dolayındadır ve bunun 100 kadarını Hristiyan nüfus teşkil eder.

1698’de yapılan bir sayımda mahalle sayısı yirmi bire düşmüş, on bir mahalle harap ve boş olarak gösterilmiştir. Bu tarihte en kalabalık mahalleleri Doğancı, Sofular, Atmaca, Divane Hızır, Kadı Hayreddin, İbn Mürsel, Zâviye, Hacı Fakih, İplikçi Yûnus ve Kurşunlu teşkil ederken Poyraz, Ehl-i Namâz, Hasırcılar, Kanlıca, Börekçiler, Hoca Hüsam, Câmi-i Cedîd, Câmi-i Atîk (Câmi-i Kebîr), Hacı Hasan, Araplar ve Çukurbağ adlı mahalleler boş ve harap olarak belirtilir. Şehrin nüfusu ise 3000 dolayındadır. Nüfus ve fizikî yönden gerileme, muhtemelen o sıralarda bütün Batı Anadolu’yu sarsan doğal âfetlerin ve veba salgınının sonucudur.

Kızıl Avlu (Serapis Tapınağı) ve Kale Mahallesi'nde Bergamalılar.  Fotoğraf: Sebah & Joaillier-1900'ün başları

Kızıl Avlu (Serapis Tapınağı) ve Kale Mahallesi'nde Bergamalılar.

Fotoğraf: Sebah & Joaillier-1900'lerin başları.

1337-1868 arasında Karesi Sancağı'na bağlı bulunan Bergama, 1868-1877 arası merkezi Manisa olan Saruhan Sancağı'na bağlanmış, sonrasında da İzmir Sancağı'na dahil edilmiştir.

Türk Dönemi’nde Bergama voyvodalık-ayanlık rütbesi taşıyan sülale beyleri tarafından yönetilir. 1737’de Arapoğulları, 1775’te de Karaosmanoğulları yönetimde söz sahibidir. Ancak II. Mahmut Dönemi’nde bütün ayanlıklara son verilmiş, 1841 yılında kaza müdürlükleri, 1867 yılında da bu müdürlükler kaymakamlığa dönüştürülmüştür.

1816 yılında Bergama’ya gelen W. Turner burada 2 bin 500’ü Türklere, 500’ü Rumlara, yirmisi Ermenilere, yirmisi de Yahudilere ait toplam 3 bin 50 civarında ev bulunduğunu ve yirmi kadar da caminin yer aldığını yazar. 1818 yılında Bergama’yı ziyaret eden Richard Williamson ise Bergama nüfusunun 30.000 kadar olduğunu bu sayının 5’te 1’inin gayrimüslimlerden oluştuğunu kaydetmiştir. 1828’de Bergama’ya gelen seyyah Charles Mac Farlane ise Yunan ayaklanması nedeniyle 15 bin civarına düşen nüfusun 3 binini Rum, 300 kadarını Ermeni ve Yahudilerin oluşturduğunu belirtir.

1837’de veba salgınının baş gösterdiği Bergama, 1847’de uğradığı sel felâketiyle sarsılır, çok sayıda insan hayatını kaybeder. 1853’te Abacıhan’dan başlayarak yayılan yangın da bütün çarşıyı ve evleri kül eder; 400 dükkân, 200 ev ve beş han yanar. Bundan bir süre sonra Bergama’ya gelen Mordtmann, şehri ilk geldiğine nisbetle daha harap ve nüfusu azalmış olarak bulduğunu yazmıştır.

Bergama'nın en köklü insan yerleşim alanlarından Kale Mahallesi.  Fotoğraf: Yücel Tunca-2018

Bergama'nın en köklü insan yerleşim alanlarından Kale Mahallesi'ndeki Turgut Sokak.

Fotoğraf: Yücel Tunca-2018

20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Bergama, Çingene, Türk, Rum, Ermeni, Yahudi ve farklı yabancı gruplardan oluşan kozmopolit bir nüfus yapısına sahiptir. Kalenin eteklerinde Rumlar, Atmaca Mahallesi’nde Çingeneler, Bergama Çayı (Selinos)’nın sağ ve sol kıyısı boyunca Yahudiler ve Ermeniler, Bakırçay Ovası’na doğru düzlük alanlarda da Türkler yerleşiktir. Bu nüfusa 19. yüzyılın sonlarından itibaren Balkanlar’dan gelen Türk, Boşnak ve Arnavut göçmen grupları dahil olur. Ayrıca 19. yüzyılda konar-göçer aşiretler de Bergama ve çevresinde yeni köyler kurar.

Bergama Cumhuriyet Dönemi’nde, 1924’te İzmir’e bağlı bir kazanın merkezi olur. 1927’de yapılan nüfus sayımında 64 bin 59 olarak saptanan nüfusu 1990’da 104 bin 174’e kadar yükselir.

Bergama, Cumhuriyet Meydanı'ndaki bir miting sırasında Bergamalılar.  Fotoğraf: Yücel Tunca-2018

Bergama, Cumhuriyet Meydanı'ndaki bir miting sırasında Bergamalılar.

Fotoğraf: Yücel Tunca-2018

Bergama günümüzde de tarım ağırlıklı bir ekonomiye sahiptir. Kıyısında bulunduğu ve içine doğru genişlediği Bakırçay Ovası’nda tütün, pamuk, zeytin ve üzüm; Kozak Yaylası’nda ise çam fıstığı yetiştirilmektedir. Yakın zamanlara kadar halıcılık ve kilimcilik de önemli birer üretim alanı olarak görülmektedir.

Bergama 2014 yılında Katar'ın başkenti Doha'da düzenlenen toplantı neticesinde ‘Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı’ dosyasıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne 999. Dünya Mirası olarak dahil edilmiştir.

Yoksulları, köleleri, ezilenleri Güneş Ülkesi'ne davet eden Aristonikos heykeli. Fotoğraf: Yücel Tunca-2021

Tarihin en önemli isyanlarından birini başlattığı bilinen, eşitlikçi ve özgür 'Güneş Ülkesi'ni vaat eden Aristonikos'un Bergama'da Kale Mahallesi'nin yakınlarına yerleştirilen, Ekin Erman ve Ferhat Furuncu tarafından yapılmış heykeli. Fotoğraf: Yücel Tunca-2021